Eskilerin çok manidar mefhumları vardır. “Kifayetsiz muhteris” bu nefis kavramlardan biridir. Yeteneksiz, birikimsiz, bilgisiz olduğu hâlde çok hırslı olan, başkalarının sırtına basarak bazı makam ve mevkileri işgal edenlere verilen bir isimdir. Günümüzde de bu tiplerden çevremizde çok var. Hatta bunların bir kısmı ayak oyunlarıyla, kurnazlıklarıyla, kendilerini pazarlayarak önemli kurumlara, dergilere ve derneklere çökebiliyorlar; utanmadan sıkılmadan o nezih mekânları sömürebiliyorlar. Bunlar haksızca ele geçirdikleri o koltuktan asla kalkmayı bilmezler. Dört gözle bekler, fırsat kollarlar, kültür mahfilinden ‘milletvekilliği’ne veya ‘belediye başkanlığı’na sıçrayabilir miyim kurnazlığından vazgeçmezler. İyi ki partilerin başında ferasetli, basiretli ve şuurlu kişiler var da bu uyanık sefil iştiha sahiplerine geçit vermiyorlar; adaylıkları reddediliyor. Geçenlerde bu tiplerden birisi utanmadan, sıkılmadan, Allah’tan korkmadan, kullarından da utanmadan daha önce Merkezefendi Kabristanı’nda yatan büyüklerimizin rahmetle yâd edildiği “Zeytinburnu’nun Ebedî Sakinleri”ni, bu pazar 40’ncısı yapılacak “Eyüpsultan’ın Ebedî Sakinleri”ni, Fatih’te yeni başlayan “Fatih’in Ebedî Sakinleri”ni, Gaziantep’te idealist gençlerin başlattığı “Gaziantep’in Ebedî Sakinleri”ni insafsızca, terbiyesizce aklınca espri yaparak eleştirdi. Bu faaliyetlerin ilgi görmesi, cahil ve kıskanç kişiyi rahatsız etmiş. Bu hizmetleri “ölülerle gereksiz meşguliyet” sayıyor, bundan vazgeçilmesini istiyor. Bu cehalet küpü, aziz şair Yahya Kemal Beyatlı’nın “Biz ölülerimizle varız.” sözünü hiç duymamıştır. Bu kimse, üstelik değerlerine sahip çıkan vakıf ve dernekleri pervasızca suçlamakta, hatta daha da ileri giderek hayırlı hizmetlerde bulunan kişi ve müesseseleri iğrenç ifadeler kullanarak ’meczupluk’ ve ‘nebbaşlık’la suçlamaya yeltenmektedir. Peki bulunduğu kurumun vefat etmiş ve yaşayan yöneticileri, anma törenleri düzenleyerek ‘meczup’ ve ‘nebbaş’ mı olmuşlar? Bu ne küstahlık, ne hadsizliktir! Buna sormalıyız: “Sen bir taraftan katıldığın iftarlarda Abdülhakim Arvasî, Bediüzzaman Said Nursî ve Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri gibi büyüklerimizin aleyhinde çirkin ifadelerde bulunurken öte yandan bu zatlar hakkında çöreklendiğin kurumda niçin anma toplantıları düzenledin, sebebi nedir? Bu mübarek âlimleri sevenlerin desteğini almak için mi böyle kurnazlıklara giriştin? Dinî bir dergide ofisboyluk yaparken ‘Yazarlar’ın sırtına basa basa tepelere çıkan, hak etmediği önemli mevkilere konuşlandırılan bu şahıs, çorba içtiği müesseselere ağız dolusu hakaret etmektedir. Kovulduğu ‘hayırlı kapılar’ın aleyhine geçmiş, ‘tekke’lere, ‘dergâh’lara, ‘medreselere’ hasım olmuş, millî ve manevi değerlerimize ulu orta hücum etmektedir. Esasen işgal ettiği ve içini dolduramadığı iki mevkide de ‘Birlik’ ve beraberlik ruhundan uzak hareket etmekte, çevresindeki herkesi küstürüp uzaklaştırmaktadır. Bu nobran kibir anıtı, nasıl oluyor da boyunu aşan mevkileri gasp edebiliyor? İlim, irfan, sanat ve edebiyat ehli, bu duruma çok şaşırtmakta, hayret etmektedir. “Proje İntihalleri”yle tanınan, mukaddesata saldırmayı âdet hâline getiren bu şımartılmış toy gencin kulağını, ‘abileri’ ve ‘amirleri’ çekmezse, paraşütle konduğu 100 yıllık ‘Millî’ kurumlara ve 50 yıllık ocaklara büyük zarar vermeye devam edecektir. Bence kulaklarının çekilmesi yetmez; zira kulaklarının üstüne yatar, duymazdan, görmezden gelir. Nezih mekânlara yakışmayan bu gasp edici, derhâl ait olduğu ‘ilk mekteb’ine iade edilmeli, kendisine evvela adap erkân dersi öğretilmeli, büyüklere ve hayırlı müesseselerin idarecilerine nasıl davranması gerektiği adamakıllı belletilmelidir. Zira Maarif’imizde ham ervaha değil, erdemlilere ihtiyacımız var. İş üretemeyen, bu yüzden başkalarının iyi faaliyetlerinden rahatsızlık duyan hasut nadanlar, eninde sonunda kaybetmeye mahkûmdur. Çünkü güneş balçıkla sıvanmaz. Herkes eserleriyle, faaliyetiyle, hizmetiyle hatırlanır. Kimse dedikodusuyla, başkasına beslediği düşmanlık ve kin hisleriyle bir milim ilerleyemez. Bunlar yarın öbür gün fani dünyayı terk ettiğinde de hayırla ve iyilikle anılmayacaklar. Vefat etmiş bütün abide şahsiyetlerimizi vefalı ve kadirbilir hizmetleriyle hatırlıyoruz. Onların açtığı kutlu, faziletli ve nurlu yollarda yürür, güzel ahlaklarıyla süsleniriz inşallah. Aziz okuyucular, bilirsiniz bu tür yazılar mizacımla örtüşmez. Yüz yazımdan 99’u müspettir, biri eleştireldir. Lakin İslam diyarında salyangoz satmaya cüret edenlere sessiz kalmak da doğru değildir. Zira sükût ikrardandır. Böyle bir lakaytlık, Gayretullah’a dokunur. Mütevazı kişilere tevazu ile karşılık vermek inancımızın gereği; ancak kibirliye de anladığı dilden vakar lisanıyla mukabele etmek icap eder. Birisi çıkmış hayırlı hizmetlerde bulunanlara sataşıyorsa, ona haddini hududunu, yerini yurdunu bildirmeliyiz. Ben de bunu yapıyorum. Şimdilik bu kadarla yetinelim, gerekirse devam ederiz. Hepinizin mübarek Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyorum. Önümüzdeki feyizli günler, inşallah başta Gazze olmak üzere mazlum coğrafyalardaki bütün Müslüman kardeşlerimizin kurtuluşuna vesile olur.